MEB Ortaöğretim 10. Sınıf Tarih Kitabı

1.   XVIII. OSMANLI DEVLETİ'NDEKİ DEĞİŞİM VE ISLAHATLAR

a. Osmanlı Devleti'nde Yönetim                                                                         

            Osmanlı Devleti idari alanda yapılan ıslahatlarda çoğunlukla Fransa'yı örnek almıştı. XVIII. yüzyılda devletin idari merkezi haline gelen Babıali'de çalışan memur sayısı bin beş yüz iken bu saya XIX. yüzyılda on binlere ulaşmıştı. artık Osmanlı Devleti, Avrupa devletleri gibi bürokratik yapıya sahipti. Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyıldaki bürokratik yapısı ıslahat yapmak isteyen devlet adamlarının önünde büyük engel haline geldi.

  Prof. Dr. Robert MANTRAN, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, C II, s. 77

           Babıale'nin Osmanlı yönetiminde etkili hale gelmesiyle birlikte Nişancı'ya bağlı olarak çalışan Reisülküttab'ın görevi artmıştır. Devletler arası ilişkilerde diplomasinin öneminin artmasıyla Reisülküttab Osmanlı Devleti'nin dış ilişkilerini yürütmeye başlamıştır. Daha sonraki dönemde Reisülkütteblık makamı günümüz dışişleri bakanlığına dönüştürülmüştür.

Prof. Dr. Mehmet Ali ÜNAL, Osmanlı Müesseseler Tarihi, s.46

      Divanıhümayun, Osmanlı devlet mekanizmasının temeliydi. Divanıhümayun toplantıları padişah ve kubbealtı vezirler adı verilen deneyimli devlet adamlarının katılımıyla yapılıyordu.
      Fatih Sultan Mehmet dönemimden itibaren padişahlar, Divanıhümayun başkanlığını fiilen veziriazamlara bıraktılar. XVI. yüzyılın sonlarında Sokullu Mehmet Pşadan itibaren veziriazamlar devlet yönetiminde birinci derece etlkili olmaya başladılar. Divanıhümayun toplantıları XVI. yüzyılda haftada dört güne, XVII. yüzyılda haftada iki güne indirilmiştir.
            Babıali'nin Oluşumu
       VXIII. yüzyılda ise Divanıhümayun toplantıları üç ayda bir yapılmaya başlanarak eski önemini kaybetti. Kubbealtı vezirliği ve Divanıhümayun sistemi kaldırıldı. Divan toplantıları veziriazamın ikindi divanlarında yapılmaya başlandı. Kubbealtı vezirleri yerine vekiller heyeti oluşturuldu. Divanıhümayun sisteminin kaldırılması ile divan toplantıları veziriazamların ve şeyhülislamların  oturduğu konaklarda yapılmaya başlandı. Böylece şeyhülislamlar da vekiller heyetine girerek devlet yönetiminde etkili olmaya başladı. Veziriazam konakları Babıali (yüksek kapı) adını alarak devlet yönetiminin merkezi haline geldi. 
      Babıali'nin devletin yönetim merkezi haline gelmesiyle birlikte Divanıhümayun da bulunan defterdar ve nişancı kalemleri Babıali'ye nakledildi. Böylece devlet yönetiminde etkili hale gelen kalemiye sınıfı Hademei Babıali (Babıali çalışanları) adını alarak Osmanlı Devleti'nin bürokrasisini oluşturdu.
      Babıali'deki divan toplantıları; yapılacak olan toplantının konusuna göre, veziriazamın bakanlığında ve ihtiyaç duyulduğu zaman, şeyhülislam, yeniçeri ağası, kadıasker, devletin dış işleri ile ilgilenen reisülküttab, defterdar, nişancı ve İstanbul kadısının katılımıyla yapılırdı. II. Mahmut döneminde divan toplantıları haftanın bir günü şeyhülislam konağında, diğer günü ise veziriazam konağında olmak üzere haftada iki kez toplanacak şekilde düzenlenirdi. XIX. yüzyılda Babıali'nin yapısında değişikliğe gidilerek veziriazamlık başvekalet'e dönüştürüldü. Babıali'de Hariciye, Mülkiye ve Maliye nazırlığı gibi nazırlıklar kurularak günümüz bakanlar kurulunun temelleri atılmış oldu. 
        Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU, XIV-XVII Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, s.35-36
b. Taşra Teşkilatı
   Osmanlı Devleti'nde tımar sistemi ordu, güvenlik ve ekonomi ile doğrudan bağlantılıydı. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti büyük oranda, tarımsal üretimden ve vergi toplanmasından, iç ve dış güvenliğin sağlanmasına kadar çeşitli hizmetleri tımar sistemi aracılığıyla sağlıyordu. XVIII. yüzyılda tımar sisteminin bozulması Osmanlı  Devletin'de pek çok aksaklıkların yaşanmasına neden oldu.
   XVIII. yüzyıla kadar devlet, tımar sistemi dışında kalan toprakların gelirlerini açık arttırma yoluyla mültezim denen kişilere kiralıyordu. Bu yüzyıldan itibaren iltizam uygulamasından vazgeçilerek vergi kaynaklarının yaşam boyu kiralandığı Malikane sistemine geçilmişti. Malikane sistemiyle mukataa topraklar, muaccele denen satış bedeli karşılığında, hayatı süresince olmak şartıyla kiralıyordu. Ayrıca bu toprakları üstün hizmet gösteren bazı devlet görevlilerine miras yoluyla çocuklarına geçecek şekilde verdiği durumlar da olmuştu.Ancak İstanbul'da oturan malikane sahipleri malikanelerini mültezimler yoluyla idare etmeye başladılar. mültezimler genellikle mukataa mahalline yerleşmiş ayanlardı. Ayanlar zamanla malikaneleri ele geçirdiler. Daha sonra mütesellimlik, voyvodalık, muhassıllık gibi resmi göreve yükselen Osmanlı Devleti'nin merkez, taşra ve ordu sisteminde önemli duruma geldiler. Özellikle Nizamıcedit ordusunun kuruluş döneminde yaşanan Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı'nda Rumeli güveniğini sağlayarak III. Selim'i destekleme yoluyla siyasi güç kazandılar.
           Ayanlık
     Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren Osmanlı Devleti'nde şehirlerde ve taşralarda ayan ve eşfar denen itibarlı bir zümre bulunuyordu. Ayanlar vergilerin belirlenmesinde ve toplanmasında görevlilere yardımcı olurlardı. XVIII. yüzyılda güçlenen ayanlar, İran ve Rusya ile yapılan savaşlarda devlete para ve asker yardımında bulunarak siyasi alanda da güç kazandılar. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında ayanıvilayet olarak tanınıyorlardı. Ayanlar, Rumeli, Anadolu ve Arap eyaletlerinde hanedanlık kurmuşlardı. İlk önceleri ayan olarak tanınan bu kişiler daha sonraları muteberan ve ağa unvanıyla tanınmışlardı. Ayanların kendi aralarındaki güç mücadeleleri ve halk üzerinde uyguladıkları baskılar nedeniyle 1786 yılında güçleri kırıldı. 1787'de Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşlarında ayanların yardımına ihtiyaç duyuldu. Henüz Nizamıcedit ordusunun kuruluş aşamasında ayanlardan yardın alınması, onları yeniden etkili duruma getirdi. II. Mahmut 1808 yılında yaptığı sendiittifakla ayanların varlığını resmen tanımak zorunda kaldı. Ayanların siyasi ve toplumsal hayatımızdaki etkisi Tanzimat dönemine kadar devam etti.
       Prof. Dr. Ercüment KURAN, Türk Çağdaşlaşması, s. 149-161
   XVIII. yüzyıl boyunca yapılan savaşların uzun sürmesi ve başarısızlıkla neticelenmesi Osmanlı DEvleti'nin ekonomisinin daha da bozulmasına neden oldu. Osmanlı Devleti, XVIII. yüzyılda devlet bütçesinde oluşan açığı kapatmak amacıyla günümüz hazine bonosuna benzer  bir şekilde esham adıyla iç borçlanmaya girmiştir.1775 yılında başlattığı esham uygulaması pay ve gelir ortaklığı senetleri anlamına geliyordu. Esham uygulaması temsili kağıt paraya geçişin ilk aşaması sayılır. Devlet bütçe açığı kapatmak için var olan  vergileri arttırarak yeni vergiler koydu. 

2. XVIII. YÜZYIL ISLAHATLARININ AMACI VE ÖZELLİKLERİ 

    XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Avrupa devletleri karşısında alınan yenilgiler Osmanlı idarecilerinin Avrupa'da meydana gelen  gelişmeleri daha yakından tanıma ihtiyacı hissetmelerine neden oldu. Bu amaçla XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti, Avrupa başkentlerine geçici ve daimi büyükelçilikler açma yoluna gitti. Avrupa devletleriyle yapılan mücadelede alınan yenilgiler, askeri alanda ıslahat yapılmasına neden oldu.
    XVIII. yüzyılda Avrupa'dan askeri ve teknoloji alanında danışmanlar getirildi. Askeri alanda eğitim verenMühensihaneiberrihümayun ve mühendishaneibahrihümayun okulları açıldı. Yine askeri alanda sürat topçuları ocağı ve Humbaracı ocakları açılarak Avrupa'nın savaş teknolojisi takip edildi. Nizamıcedit ordusu kurularak ordunun sisteminin Avrupa tarzında yapılması sağlanmaya çalışıldı. Önceleri askeri alanda başlayan Avrupa etkisi sonraki dönemlerde toplum, kültür, sanat ve eğitim alanlarında da etkisini göstermeye başlamıştır. Bu yüzyılda askeri alanda yapılan yeniliklerin yanında idari, ekonomik, ve kültürel yeniliklerde yapılmaya çalışıldı.
    Islahatların padişahlar ve bazı devlet adamları aracılığıyla yürütülmesi, ıslahatların gerekliliğinin halka yeterince anlatılmamasına neden oldu. Yöneticilerin bir kısmı eğlenceye yönelme ve savaşlarda uğranılan başarısızlıklar, halkın yöneticilere olan güvenini sarstı. Islahatlardan zarar göreceklerini düşünen çıkar grupları ve yabancı devletler, şartların uygunluğundan faydalanarak halkı isyana kışkırttılar. Bütün bunların sonucunda yaşanılan Patrona Halil veKabakçı Mustafa isyanları XVIII. yüzyıl ıslahatlarını kesintiye uğrattı.                                                      

a. XVIII: Yüzyıl Islahatlarının Osmanlı Toplumu ve Kültürüne Etkileri


      XVIII. yüzyıl Avrupa'ya özellikle siyasi ve askeri alanda yapılan geliştirilen ilişkiler Osmanlı toplumunu etkilemeye başladı. Karşılıklı olarak açılan elçiliklerin ve Avrupa'dan getirilen danışmaların arcılığıyla Batı kültürü, özellikle Osmanlı yöneticilerinde yaygınlaştı. Avrupa'ya gönderilen öğrenciler Avrupa ile ticari ilişkileri olan Rum ve Ermeni aileleri Batı kültürünü Osmanlı toplumuna taşıdılar. Artık Avrupa tarzında giyinmek, eğlenceler düzenlemek ve Avrupa'nın yaşam tarzını benimsemek moda oldu. Aynı dönemde Avrupa'da ise Paris'teki Osmanlı elçilerinin etkisiyle Osmanlı modası başlayarak Fransız kadınlar Osmanlı kadınlarının kullandığı başlığa benzer başlıklar kullanmışlar. Ayrıca bu dönemde Osmanlı Devleti'nde minyatür ve şiir alanında da büyük gelişme görüldü. Minyatür alanında Levni, şiir alanında ise Şeyh Galip ve Nedim gibi büyük şairler yetişmiştir.

 

b. Islahatlar ve Osmanlı Eğitim Sistemi
   XVIII. yüzyılda Avrupa'dan askeri alanda eğitici ve danışman getirildi. Matbaanın açılması, kütüphanelerin ülke geneline yaygınlaşmaya çalışması, Avrupa'ya öğrenci gönderilmesi, yabancı dil eğitimine ve Avrupa'da yayımlanan eserleri Türkçeye tercüme edilmesine önem verilmesi eğitim alanında yapılan yeniliklerdir.

   Günümüz İstanbul Teknik Üniversitesinin yanında Kara ve Deniz Harp Okullarının da temsili sayılan Mühendishanelerde, askeri eğitim ve mühendislik derslerinin yanında İnşa (güzel yazı), Fransızca, Arapça, kozmoğrafya (astronomi), hendese (matematik) gibi derslerde okutuluyordu. 

 

c. XVIII. Yüzyılda Islahatlar ve Osmanlı Sanatı


    XVIII. yüzyıldan itibaren Osmanlı sanatı ve mimarisi üzerinde Avrupa sanat ve mimarisinin etkisi görülmeye başlanmıştır. Paris'e elçi olarak iden Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet Efendi, rokoko usulüyle yapılmış saraylardan övgüyle bahsetmiş, Versay Sarayı'nın maketini III. Ahmet'e sunmuştur. Avrupa etkisinin Sadabat Kasrı ile başlayan etkisi devam etmiştir. Giderek klasik mimari özelliklerinin yerini, batıdaki barok ve rokoko tarzı mimari almaya başlamıştır. Nuru Osmaniye Külliyesi, Laleli Külliyesi, Beylerbeyi Camii, Doğu Beyazıt İshak Paşa Sarayı, Koca Ragıp Paşa ve Murat Molla Kütüphaneleri barok ve rokoko mimarisinin özelliklerini taşır.

    XVIII. yüzyıl Avrupa mimarisi Türk mimarisini etkilerken aynı dönemde Türk müziğide Avrupa'yı etkilemeye başlamıştı. Yeniçeri askerlerinin Avrupa'daki savaşçılık etkisi kadar onları savaşa motive eden mehterde geniş yankı bırakmıştır. İtalyan ressam Agustino Tassi'nin Mehterbaşı ve Beş Türk Çalgıcısı adlı tabloları ünlüdür.      

    İtalyan Türkolog Anna Masala'nın tespitine göre, Osmanlı Devleti 1725'te Rus çariçesinin sarayına, 1733'te Polonyo krallığına, 1741'de Viyana'ya, 1750'de Berlin'e mehter takımı göndermiştir.
    Alla Turka müzik XVIII. yüzyılın ünlü bestecilerini de etkilemiştir. Mozart'ın 5 numaralı konçertosu Türk konçertosu olarak tanınmaktadır. Beethoven'ın Atina Harebeleri adlı eserinde Türk marşı yer almaktadır.
                        Prof. Dr. Şerafettin TURAN, Türk Kültür Tarihi, s.251-279 

 

Yorum Yaz